Ömür Bir An Gibi Geçer: Hidayet, İmtihan ve Sabır
Hayatınızda hatırladığınız ilk anınıza dönün, diyelim ki 5 yaşınıza. Sonra bugüne gelin. Kaç yıl geçmiş? Kiminiz 20, kiminiz 50 yıl diyecek…
Peygamberimizi (ﷺ) hiç görmemiş bir kişi, bir gün bir meclise girip onu aradı. Gözleriyle etrafa bakındı ama kalabalık içinde onu hemen bulamayınca merakla sordu:
Peygamberimizi (ﷺ) hiç görmemiş bir kişi, bir gün bir meclise girip onu aradı. Gözleriyle etrafa bakındı ama kalabalık içinde onu hemen bulamayınca merakla sordu:
“İçinizde Muhammed (ﷺ) kim?”
Bu soru, Efendimiz’in (ﷺ) ne kadar mütevazı bir hayat sürdüğünü açıkça gösteriyor. O, diğer insanlar gibi oturuyor, onların giydiğini giyiyor, onlar gibi yiyip içiyor, onlarla birlikte aç kalıyor ve onların arasında hiçbir ayrıcalık göstermeden bulunuyordu.
Bir düşünelim, o en yüce makama sahip olduğu hâlde, kendisini öne çıkarmadı. Bugün bir lideri, bir büyüğü, bir makam sahibini hemen tanıyabiliyoruz. Onlar farklı oturur, farklı giyinir, farklı konuşurlar. Ama Peygamberimiz (ﷺ) , insanlar içinde bir insan gibi yaşamayı seçti.
Bu olay bize, gerçek önderliğin ve üstünlüğün, gösteriş ve makamla değil, tevazu ve samimiyetle kazanıldığını hatırlatmıyor mu?
Peygamber Efendimiz’in (ﷺ) tevazusu, infak anlayışı ve merhameti, onun ümmetiyle iç içe yaşamasında en açık şekilde görülüyordu. O, insanlardan farklı giyinmez, farklı oturmaz, farklı yemezdi. Onlarla beraber aç kalır, onların yanında yer içer, bir yabancı gelip onu tanımakta zorlanırdı.
Bu hali, Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmıştır:
"Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.”
(Tevbe, 9:128)
O, ümmetinin sıkıntısını kendi sıkıntısı gibi görür, onların açlığına ortak olur, birinin ihtiyacı olduğunda elindekini hiç düşünmeden verirdi. Rabbimiz, infakın ve samimi iyiliğin önemini de şu şekilde bildiriyor:
"Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Ve derler ki:) “ Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. ” "(İnsan, 76:8-9)
Peygamberimiz (ﷺ) , bu ayetin tam anlamıyla yaşanmış bir örneğiydi. O, infak ederken bir karşılık beklememiş, yalnızca Allah (c.c.) rızasını gözetmişti. Zenginliği, makamı, gösterişi değil; samimiyeti, merhameti ve paylaşmayı seçmişti.
Bu Ayetler ve hadiseler bize, gerçek büyüklüğün malda, mevkide değil; tevazu, iyi niyet, merhamet ve cömertlikte kısaca güzel ahlakta olduğunu göstermiyor mu?
İlgili Hadisler ve kaynakları :
1- “Peygamberimiz ile birlikte oturduğumuz sırada biri gelip ‘Hanginiz Muhammed`dir?’ diye sordu. Allah’ın Resulü ashabı arasında dayanmış oturuyordu. ‘İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir.’ dedik. Adam ‘Ey Abdü`l-Muttalib`in oğlu!’ diye hitâb etti. Peygamberimiz ‘Seni dinliyorum.’ buyurdu. ‘Ben sana bazı şeyler soracağım. Amma soracaklarım (pek) ağırdır. Gönlün benden incinmesin.’ dedi. Peygamberimiz ‘Aklına geleni sor.’ buyurdu. ‘Senin ve senden evvelkilerin Rabbi aşkına (söyle) bütün halka seni Allâh mı gönderdi?’ dedi. ‘Evet.’ buyurdu. ‘Allâh aşkına (söyle) namaz kılmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi. ‘Evet.’ buyurdu. ‘Allâh aşkına (söyle) oruç tutmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi, ‘Evet.’ buyurdu. (yine): ‘Allâh aşkına (söyle) zenginlerimizden alıp yoksullarımıza dağıtmayı sana Allâh mı emretti?’ dedi. Peygamberimiz (buna da) ‘Evet.’ buyurunca adamcağız: ‘Sen ne getirdin ise ben ona îmân ettim. Kavmimin geride kalanlarına da elçi benim. Ben, Bekr kabîlesinden Dımâm b. Sa`lebe`yim.’ dedi.” (Buhari; Kitabu’l-ilm, 57).
2- “Peygamberimiz bir gün sahabelere verdiği bir ziyafet sırasında, onlara hizmet ederken, uzaklardan geldiği anlaşılan bir atlı, Peygamberimizin meclisine yaklaşıp: ‘Bu kavmin efendisi kimdir?’ diye sordu. ‘Bu kavmin efendisini arıyorum’ dedi. Allah’ın Resulü ‘Benim’ demedi. O sırada sahabelerine su dağıtmakta olduğundan, atlıya şöyle cevap verdi: ‘Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir!” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:463).
3- “Beni Amir heyetiyle Allah’ın Resulünün yanına gitmiştik. ‘Sen bizim efendimizsin!’ diye hitap ettik. ‘Efendi, Allah`tır!’ buyurdular. Biz: ‘Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en başta gelenimizsin!’ dedik. Bize: ‘Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi uçurmasın’ buyurdular.” (Kütüb-i Sitte, hadis no: 5391).
Hayatınızda hatırladığınız ilk anınıza dönün, diyelim ki 5 yaşınıza. Sonra bugüne gelin. Kaç yıl geçmiş? Kiminiz 20, kiminiz 50 yıl diyecek…
“Komşusu açken tok olarak yatan bizden değildir.”
Müslümansınız veya müslüman olacaksınız, peki bunca grup içinde gerçeği nasıl bulacaksınız?